The Cabin in the Woods

Şiddetle Tavsiye: The Cabin in the Woods (2011)

Bir korku filminin hikayesini anlatırken “5 genç, kuzenlerinin ormanda satın aldığı eve giderler ve…” diye başlayan bir cümleyle girerseniz olaya, cümlenin geri kalanını az çok herkes tahmin eder. Gençler eve vardıklarında hemen içkiler açılır, sevişilmeye başlanır, sırayla hepsi veya %99′u ölür ve belki şansı varsa en sona kalan eleman kötü adamı öldürüp özgürlüğünü kazanır, veya o da ölür.

Biz izlemekten sıkılsak ve son zamanlarda eli yüzü düzgün korku filmi bulmakta zorlansak da, Hollywood’un yıllardır pişirip pişirip önümüze koymaktan sıkılmadığı bu gereksiz korku filmlerinden tam da hiç kurtulamayacağımızı düşündüğümüz sırada Joss Whedon – Drew Goddard ikilisi imdadımıza yetişip son yıllarda usandığımız teen slasher’a farklı bir gözle bakıp seyirciyi, korku filmi izleyicisini ekrana kitleyen bir işe imza atmışlar.
Gençler yola çıkar, her şey çok güzeldir, mola sırasında benzin aldıkları amca olması gerektiği gibi seyirciye gerekli mesajı verir ama gençlerin gözünü hormonlar öyle bir döndürmüştür ki bu mesajı es geçer ve yolculuklarına devam edip olacaklardan habersiz ormandaki kulübelerine varırlar. Ama bu kulübenin diğer tüm teen slasher filmlerdeki kulübelerden ufak tefek farklılıkları olduğundan seyirci bundan sonra olacakların büyük bir kısmını kestirmekte sıkıntı yaşayıp kendini filmin büyüsüne kaptıracaktır.

Filmin kamera arkasında iki isim var. Biri Cuma günü vizyona girecek The Avengers‘ın da yazar ve yönetmeni olan Joss Whedon. Ki kendisini aynı zamanda Buffy the Vampire Slayer, Firefly, Angel gibi dizilerden veSerenity ile Toy Story filmlerinden de hatırlıyoruz. Whedon ile senaryoyu ortaklaşa yazan Drew Goddard aynı zamanda filmin yönetmeni de. Hem de yönettiği ilk film. Ancak o daha önceden Whedon ile beraber Buffy the Vampire Slayer ve Angel‘da çalışıp, Cloverfield gibi vizyona girdiği dönemde epey ses getiren filmin senaryosunu yazdı.

Türünü düşündüğümüzde aldığı çok iyi yorumlar ve pek tabii ki çeşitli sitelerdeki puanları kendisini farketmemizi ve koşup hemen sinemada izlememizi sağladı. Uzun zamandır da bu kadar eğlendiren ve eğlendirdiği kadar da gerip merak ettiren bir film izlememiştim. Tamam, Paranormal Activity gibi bir filmle de karşılaştık ama The Cabin in the Woods‘un kendine has çok iyi bir tadı var. Hem klişe yumağı olan korku filmlerine yaptığı göndermesi hem de bana çok orijinal gelen senaryosuyla hem sinemada izlenmeyi hem tekrar izlenmeyi hakediyor.

30 milyon dolar harcanan filmin 3 boyutlu hale getirilmesini istemiş stüdyo. Whedon ve Goddard buna karşı çıkınca 2009′da çekimleri tamamlanıp (Mart-Mayıs ayları arasındaki 2 aylık süreçte) 2010′da vizyona girmesi düşünülen film “finansal problemler” yüzünden 2 yıl gibi bir gecikmeye uğramış. Kötü olmuş aslında bu filmle 2 sene geç tanışmamız ama böylesine güzel bir fikrin 3 boyut uğruna harcanmayıp bir şekilde vizyona çıkartılması da tabii ki önemli.

Film bana kalırsa iyi bir korkunun yanında çok da ustaca düşünülmüş bir komedi vaad ediyor. Komedi diyince, “korkunun içinde komedinin ne işi var ben sevmem öyle filmleri” denecek kadar abartılmış ve fazla bir komediden bahsetmiyorum. Nasıl yaptılarsa bu komediyi çok iyi serpiştirip filmin önüne geçmesini engellemişler. Yani kıvamını o kadar iyi oturtmuşlar ki, yeri geldiğinde çok iyi gerip, yeri geldiğinde (ki bu 3-5 sahneye tekabül ediyor) gülmekten yerlere yatırabiliyor. Aslında bu komedinin en önemli sebebi de, Fran Kranz‘ın canlandırdığı“Fool” Marty karakteri. Hem Kranz çok iyi canlandırmış hem de çok ince düşünülüp yazılmış. Burada yineWhedon-Goddard ikilisini tebrik etmek gerekiyor. Muhteşem bir seçim olmuş.

Sonuç olarak ve daha fazla uzatmak istemediğimden demem o ki acayip hoşuma gitti benim. Hikayayi anlatırken cümleye giriş aynı olsa da, kamera arkasındaki adamların dokunuşu sinemada izlenecek bir film haline getirmiş bu hikayeyi. 1 saat 35 dakika kısa gibi dursa da bir korku filmi için gayet yeterli bir süre ve ben hiçbir saniyesinde sıkıldığımı hatırlamıyorum. Zaten türü seviyorsanız bana hak vereceğinizi düşünmekteyim. Eğer fırsatnız varsa mutlaka sinemada izleyin diyorum. Eğlendiren, geren, yer yer oha dedirten, bağladıkları sonla izlediğinize değdiğini hissettiren bu senenin en izlenesi ve tavsiye edilesi filmlerinden. 8,5/10

Benzer Yazılar

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yazın

Su elementleri kullanabilirsiniz : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Arama
RSS
Beni yukari isinla